Anasayfa Klasik İznik Çinileri Klasik Kütahya Cinileri Kütahya Çinileri Çini & Gümüş Takılar Kurumsal Promosyonlar İznik Panolar Fincan Setleri Çini Hakkında İletişim

     

 
   

 

 

 

     

 

Geleneksel İznik ve Kütahya Çiniciliği

 
Çini sanatının başlangıcı çanak- çömleklerin yapıldığı ve  toprağın işlenmeye başladığı en eski çağlara kadar gider. Bu sanat her uygarlığın mevcut teknik bilgi,deneyim ve becerileri ile gelişme göstermiştir.Tarihin en eski çanak çömlekleri,günümüzden yaklaşık 9 bin yıl öncesine dayanan ve Anadolu’da, Çatalhöyük’te bulunan seramik örnekleri kabul edilir.İznik’te çiniciliğin başlaması 15. yüzyılın ortalarına dayandığı varsayılır. Özellikle 16. yüzyılın ortalarında en parlak dönemine ulaşmıştır. Günümüzde çok nadir olarak Avrupa ve Amerika’daki müzayedelerde ortaya çıkan İznik Çinileri oldukça yüksek değerlerle el değiştiriyor. İznik’te üretilen tabak,vazo, kase,gözyaşı,kandil gibi obje çinilerin az bir kısmı, bugün Türkiye’de bulunmakla birlikte, büyük bir bölümü dünyanın çeşitli müzelerinde ve özel koleksiyonlarda yer alıyor.
 
Çini sanatının başlangıcı çanak- çömleklerin yapıldığı ve  toprağın işlenmeye başladığı en eski çağlara kadar gider. Bu sanat her uygarlığın mevcut teknik bilgi,deneyim ve becerileri ile gelişme göstermiştir.Tarihin en eski çanak çömlekleri,günümüzden yaklaşık 9 bin yıl öncesine dayanan ve Anadolu’da, Çatalhöyük’te bulunan seramik örnekleri kabul edilir. İznik’te çiniciliğin başlaması 15. yüzyılın ortalarına dayandığı varsayılır. Özellikle 16. yüzyılın ortalarında en parlak dönemine ulaşmıştır. Günümüzde çok nadir olarak Avrupa ve Amerika’daki müzayedelerde ortaya çıkan İznik Çinileri oldukça yüksek değerlerle el değiştiriyor. İznik’te üretilen tabak,vazo, kase,gözyaşı,kandil gibi obje çinilerin az bir kısmı, bugün Türkiye’de bulunmakla birlikte, büyük bir bölümü dünyanın çeşitli müzelerinde ve özel koleksiyonlarda yer alıyor.
 
Yine aynı şekilde  dünyanın dört bir yanında bulunan İznik karoları da parça parça bulunmakla birlikte bir bütün dekorasyon örnekleri günümüz Türkiye’sinin birçok bölgesinde tarihi mekanlarda muhteşem güzelliklerini korumaya ve dimdik ayakta kalmaya devam etmektedir.İznik karoları genellikle Osmanlı saray, cami,çeşme ve türbelerinde  duvar süslemeciliğinde  kullanılmıştır. Günümüzde en güzel örnekler başta Topkapı Sarayı olmak üzere,Rüstem Paşa Cami, Süleymaniye Cami, Kanuni ve Eyüp Sultan türbelerinde Bursa’da Yeşil Cami Türbe ve Edirne Muradiye Camisi’nde görülür.
 
Çinilerde  genellikle bitki, hayvan, bina, kalyon motifleri ve doğaüstü simgeler  kullanılmıştır. Bu  Osmanlı çiniciliğine, genel anlamda yeni ve Çin porselenlerinden -özellikle mavi-beyaz renklere artı olarak,diğer çini renklerinin kullanılması- farklı bir nitelik kazandırmıştır. Osmanlı çinilerini paha biçilmez kılan onların asırlara meydan okuyan mukavemetleri, solmayan şeffaf, renkli ve stilize  çiçek motiflerinin ve hayvan figürlerinin kendi kültürüne özgü kullanımıdır. Osmanlı İmparatorluğunun gerilemeye başlamasıyla birlikte,daha çok saray destekli siparişe çalışılan İznik çiniciliği de parlak dönemini yitirmiş hatta üretim tamamen durmuştur.17. yüzyıl sonlarında önemini yitirmeye başlayan İznik çiniciliğinin yerini, 18. yüzyıl başlarından itibaren daha çok halka yönelik çanak- çömlek üretimi yapılan Kütahya çiniciliğine bırakmıştır.
 
Anadolu’da bilinen en eski yerleşim birimlerinden biri olan Kütahya‘da çanak-çömlek işçiliği,Friglerden,Romalılara,Bizans’dan Selçuklulara ve Osmanlı’dan Günümüz Türkiyesi ’ne kadar süregelmiştir. Her uygarlığa bağlı olarak zaman zaman farklı ürünler de olsa temel de toprağı işlemeye yönelik süreç bu gün de  devam etmektedir. Kütahya’da çinicilik 18.yy.’ın başından itibaren  İznik çiniciliğinin eksikliğini doldurmaya başlamıştır. Kütahya ve İznik çinilerindeki en önemli ayrım;İznik çiniciliğinde  altyapıda yüksek kuvars ve kalın sır kullanırken,Kütahya çiniciliğinde daha düşük kuvars ve daha ince sır kullanılmıştır.Günümüzde hem İznik’te hem de Kütahya’da çinicilik yeniden canlanmış çok güzel eserler ortaya çıkmaya başlamıştır.İznik’te hem klasik Osmanlı çini altyapısı(yüksek kuvars) hem de Kütahya altyapısı(düşük kuvars) kullanılarak çini üretilmektedir. Aynı şekilde Kütahya’da da hem klasik altyapılı, hem de Kütahya altyapılı çiniler üretilmektedir.
 

Adım Adım Çini

DEĞİRMEN:

Çini yapılacak hammaddelerin(kil,kaolin, kuvars vb.) suyla karıştırılıp homojen bir şekilde öğütülüp, karıştırılması için kullanılır.Çeşitli ebatlarda olup fotoğraftaki 2500kg kapasitelidir. İçi tamamen aşınmaya dayanıklı olan silex taşıyla kaplıdır. Öğütme işleminin istenilen şekilde yapılabilmesi için değirmenin 1/4 kuru malzeme + 1/4 su + 1/4 öğünmeyi sağlayan irili ufaklı(en küçüğü ceviz, en büyüğü 2 yumruk kadar olan) silex taşlarıyla doldurulması ve 1/4 'nünde boş bırakılması gerekir. Değirmenin içindeki taşların ve öğünecek malzemenin merkezkaç kuvvetiyle savrulmaması için düşük devirde çevrilmesi gerekir. Ortalama 8 saat döndürülerek öğütülen malzeme boza kıvamına gelir.

FİLTER PRES:

Değirmende öğütülen ve boza kıvamında olan malzemenin suyunun alınması için kullanılır. Boya kıvamındaki malzeme filter prese gelmeden önce 1,5-2 gün dinlendirme havuzunda dinlendirilerek suyunun bir kısmını kaybetmesi sağlanır. Malzeme filter presten geçirildikten sonra ortalama olarak suyunun %80 kaybederek işlenebilecek çamur haline gelir.

VAKUM PRES:

Filter preste suyunun %80 ini kaybeden çamurun içinde hava kasecikleri de mevcuttur. Vakum presle bu hava kabarcıkları yok edilir. Vakum presten havası tamamen alınarak çıkan çamur, kurumaması için, istenilen plastik kıvamını kaybetmemesi için poşetler içine doldurularak depolanır. Böylece çamur uzun süre özelliğini kaybetmeden durabilir.

KÜNDELEME İŞLEMİ:

Çamurun işlenerek ham mamül haline getirilme aşamalarının en başında çamurun yapılacak mamülün büyüklüğüne göre parçalara ayrılması ve rahatça işlenebilmesi için yoğrulması gelmektedir. Bu işleme kündeleme denir. Kündecinin çamur parçalarını istenilen boyutlarda hazırlaması önemlidir. Parçaların istenilen  küçüklükte veya büyüklükte olması çamuru işleyen açısından handikaplar oluşturur. Ve ürünün boyutlarındaki değişmelere neden olur. Yapılan ürünlerin hepsinin standart ölçülerde biribirinin tıpatıp aynısı olamamasının nedeni bundan kaynaklanmaktadır. Kündecinin dikkat ettiği diğer hususlardan bir tanesi de çamuru yoğururken aynı zamanda içindeki hava kabarcığı bırakmamasıdır.İçinde hava kabarcığı olan obje yüksek derecedeki fırında genişlemeye neden olur ve ürün fırında parçalanır.

ŞABLON TORNAYLA ŞEKİLLENDİRME :

Kase ve tabakların üretiminde kullanılan aşamadır. Kündecinin hazırladığı çamur parçaları torna üzerine monte edilen alçı kalıplar üzerine konularak ustanın maharetli elleri tarafından şekillendirilir. Her bir mamul için ayrı bir kalıp kullanılır. Çünkü mamül kuruyuncaya kadar kalıbın üzerinde kalır. Bu işi yapabilmek uzun yılların birikimi ve belli bir maharete sahip olmayı gerektirir. Usta özel bir bıçak  yardımıyla mamulün üzerinde duracağı ve ayak denilen alt kısmını da yapar. Ustanın eliyle şekillenen mamul, üzerinde bulunduğu alçı kalıptan alınmadan kuruma işlemine bırakılır. Kurumanın çok yavaş olması ve mamulün hava akımından korunması gerekir. Aksi takdirde mamulün çatlayıp deforme olmasına ve kullanılamamasına neden olur. Kuruma işleminin 2 günde gerçekleştirilmesi en sağlıklı olanıdır.

ÇARK TORNAYLA ŞEKİLLENDİRME

Dik mal denilen vazo, kavanoz, bardak, ibrik vb. mamullerin üretiminde kullanılan tekniktir. Bu yöntemde usta yine kündeci tarafından hazırlanan çamuru alarak torna üzerinde tamamen el becerisiyle mamulü yapar. Bu yüzden zor bir daldır ve büyük bir tecrübe ve kabiliyet gerektirir. Ustanın mahareti ve tecrübesi yaptığı mamullerin birbirine olan yakınlığıyla ortaya çıkar. Ustanın maharetine göre 5cm den 90cm-100cm 'e kadar mamuller yapılabilir. Tabi ki büyük mamullerin yapılması zordur ve ayrı bir maharet gerektirir. Şablon tornada yapılan mamullerin kurutulması için gerekli olan şartlar bu mamuller içinde geçerlidir.

ASTARLAMA:

Şekillendirilen mamullerin daha parlak ve beyaz görünmesi ve üzerindeki pürüzlerin, gözeneklerin giderilmesi için üzerine bir çeşit çamur olan astar tatbik edilir. Bu işlem fırçayla yapılır ve astarlamanın homojen olmasına ve mamulün her yüzeyine eşit miktarda yapılmasına dikkat edilmesi gerekir. Aksi takdirde dalgalı bir görüntü olur ve mamulün güzelliği bozulur.

BİSKÜVİ PİŞİRİM:

Bütün bu aşamalardan sonra mamul 1000C de pişirilmeye hazır hale gelir. Çeşitli ebatlarda ve odunlu, elektrikli veya gazlı fırınlarda pişirilir ve bisküvi adını alır. Artık mamul dekorlanmaya hazır hale gelmiştir. Bisküvi pişirimi 24 saat sürer. 10 saat fırının yanıp 1000C ye gelmesi 14 saatte soğuması için geçen süredir. Fırınlama aşamasında karşılaşılan problem mamulün çatlaması veya kırılmasıdır. Bu yüzden fırınlama işlemi bittikten sonra her mamul gizli çatlak olup olmadığının belirlenmesi için kontrol edilir. Bu işlem mamulün ele alınıp bir taş parçasıyla vurularak yapılır. Eğer mamul çatlaksa kof bir ses verir. Bu işlem de tecrübe gerektirir.  

DEKORLAMA(Tahrir ve Boya):

Dekorlama işlemi çoğunlukla bayan elemanlar tarafından yapılmaktadır. Bunun nedeni bayanların bu işe daha yatkın olmalarıdır. Kütahya’da bu yolla bir çok bayan hem bir şeyler üretmekte, hem de bütçelerine katkıda bulunmaktadırlar.

TAHRİRLEME:

Dekorlamanın ilk aşaması tahrirlemedir. Mamulün üzerine yapılacak olan desen, ilk önce usta eller tarafından ince kağıtlara çizilir. Desenler yapılırken klasik Osmanlı desenlerinin ve motiflerinin yanında modern dizaynlarda kullanılır. Bir desenin güzel çizilmesi, çizenin becerisine ve bir ölçüde de duygularına bağlıdır. İnce kağıt üzerine çizilen desenler, toplu iğneyle delinir. Daha sonra mamulün üzerine konur ve kömür tozu kullanılarak desenin ana hatları mamulün üzerine geçirilir. Ardından tahrirci adı verilen kişiler tarafından desen bütün hatlarıyla çizilir. Bu aşamada samur fırça ve tahrir boyası kullanılır.Genellikle lale,karanfil,gül,hançer yaprağı,sümbül,narçiçeği,kalyon,bulut,böcek, hayali hayvan motifleri ,selvi ağacı,çintemani,papatya,mine,minyetür insan figürleri,haliç,lotus,hatai,rumi,babanakkaş,bahar dalı,geometrik şekiller,balık pulu,hayat ağacı gibi çok özgün desenler çizilir.

BOYAMA                                                                                                                                                                                         :

Tahrirlenen yani çizilen desenin boyanması aşamasıdır. Boyacılar önceden belirlenen renklerdeki deseni samur ve kıl fırçalarla boyarlar. Basit görünmesine karşın zor bir iştir. Kişinin psikolojik durumu dahi bu işlemi etkiler. Ayrı deseni yapmalarına karşın her kişinin deseni farklı olur ve mamuller birbirinin aynısı olmaz. Çünkü her ustanın vuruş tekniği farklıdır.Renklendirme de genellikle koyu(kobalt) ve açık mavi,turkuvaz mavisi,mercan kırmızısı,patlıcan moru,hazar yeşili ve farklı tonlarda yeşil renkler kullanılır.

SIRLAMA:

Dekorlanan mamuller hammaddesi silis olan ve sır adı verilen boza kıvamındaki sıvıya daldırılarak, bu sıvıyla kaplanması sağlanır. Sır mamule parlaklığı veren ve desenin zarar görmemesini sağlayan maddedir. Süt görünümündedir fakat piştiğinde cam görünümünü alır. Sırlama çinicilikte önemli bir aşamadır. Zira sırın ince, kalın veya daha başka şekilde yanlış yapılması, bin bir emekle yapılan güzelin desenin istenilen görünüme sahip olamamasına neden olur. Ayrıca boyalardaki istenmeyen renk değişikliklerinin, akmaların, kaymaların ve matlığın nedeni de sırlamanın iyi yapılamamasındandır.

MAMUL PİŞİRİMİ:  

Sırlanan mamuller 2kg ama bu sefer 900C’ de pişirilir. Bisküvi pişiriminden farklı olarak bu işlemde yüksek ısıya dayanıklı raflar veya ayaklar kullanılır. Çünkü sırlı mamullerin birbirine temas etmemeleri gerekir. Aynı şekilde mamullerin ayaklara ve raflara temas eden yerlerinde ki sırlar da temizlenir aksi takdirde mamul rafa yapışır ve ancak kırılarak ayrılır. Bu pişirmede yaklaşık 21 saat süren 9 saat fırının yanması 12 saat ise soğuması için geçen süredir. Bu pişirimde bisküvi pişirimde olduğu ve özellikle de soğutmanın hızlı yapılmaması ayrıca fırındaki ısı dağılımlarının homojen olmasına dikkat edilmesi gerekir.

     
 

 

 
 
 
 
 
 
 

 

 Türklerde iç ve dış mimari süslemenin en renkli alanı olan çini sanatı, Dekoratif çini eşyalar,

Çini ve keramik sanatında uygulanan teknikler birbirine benzerdir, Türklerde Çini ve Çinicilik, EL YAPIMI ÇİNİ VAZO (KAŞİ -KÜTAHYA), Osmanlı çini ustaları mavi-beyaz renkte, çiçekli kıvrık, Çini fincan takımı, Yeni yılda, dostlarınıza sunacağınız şık ve gösterişli bir armağan, geleneksel çini sanatçıları özellikle doğadan, günlük hayattan esinlenmiş, sır altı tekniği, çini süslemeleri, çini geleneğini, dekorlu çini, karo çini, tarihi eser restorasyonu, hediyelik eşya, bordür, çini virtüozu, Osmanlılarda çini sanatı, Çamuru şekillendirip, büsküvi çini ve sırçalı çini konusunda, büsküvi çini ve sırçalı çini konusunda, Çini Ustası, çini meraklısı, Çini Motifli Seramik Saat, fonksiyonel çini sofra takımları üretilmeye başlandı, Türk Çini Sanatının, çiniyi müzelerden ve uygulandığı tarihi mekanlardan günümüze, Turkuaz renkli çini üretiminde, İç güzelliğin dış dünyaya yansıması: Çini, ELSANATLARIMIZ, Dış mimarîde az da olsa taş işçiliğinin üstünlüğüne rağmen çini kullanılmıştır,kalyon çini pano ,gemili çini pano,ben bir çini hastasıyım,ben bir çini aşığıyım, Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü'ne, Çinicilik ve Çini Onarımı,sefer tası,şifa tası,çini sergisi,çini fuarı,çini portalı,çini dünyası,çini adası,çini zevki,çini tutkusu,çini maket,çini super marketi,çini toptancısı,çini üreticisi, Çini İşlemeciliği Programı, El sanatları Çini Sergisi, ÇİNİ ÜRÜNLERİN KULLANIM VE BULUNDURULMA ŞARTLARI, sadece dekoratif amaçlı kullanıma uygundur, SERAMİK-ÇİNİ, kaliteli siyah çini mürekkepleri kullanmak, ÇİNİ PORSELEN SERAMİK, İznik Osmanlı devrinde,büyük çini merkezlerindendi, Selçuk çini.selçuklularda çini,Selçuklu , 900°C dolaylarında bir ısıda fırınlarda pişirilen çini levhalar, çiniyi süslemenin en kalıcı, ESKİ ÇİNİ ONARIMLARI ANASANAT DALI, Keramik (Çini kaplar):, Haliç’te çini ve porselenden fabrikası, Münakkaş ve "Sade" Çini Kaplar, İznik’te çini üretimi, Yakup'un çini kaplı sandukası, değerli çiniler, İznik gibi sadece tarihte değil, bugün de çini geleneği sürüyor Kütahya’da, 'Çini' Takımlı sofra Bu çiniler bulaşık makinesine giriyor, Türk çini sanatının kaynakları, Çini Desenleri, Çini genellikle mimariye bağlı yapıtlarda kullanılmakta, çini, portre, gravür, resim barındıran bir site, meşhur çini atölyesini, Çini plaka ve evanilerde kullanılan bazı renkler, özellikle de mercan kırmızısı, beyaz hamurun, çini süslemenin mimari ile bağdaşan,çini süslemesi, çini merkezi ÇİNİ SAAT, Çini Desenli Nihale, çini desenli seramik nihale ahşap çerçeveli, Ürün gamımızda Türk çini sanatının en nadide modelleri olan ve Osmanlı ve Selçuk, Minyatür, El yapımı göz nuru çinilerimizden bir tabak, Göz nuru güzel bir çini, Emekle işlenmiş güzel bir çini, Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir, ahşap üzerine çini deseni işlemeyi başardı, karo çini kaplamacılığı, çini gravürleri Yunanistan, Japonya, Almanya, Kütahya Çini ve Seramik Sanatı, Türk Çini sanatında kullanılan desen ve motiflerin, lk olarak Türkler, Orta Asya’da çini imal etmişlerdir, El İşi Çini Ürünler, Minai çini parçaları, çini mozaik, çini stelaktit parça, çini tabaklar, sıraltı ve sırüstü çini parçaları, çini kandil ve buhurluk, Çini sanatçıları, çini, sırlı bir seramiktir, görkemli çini ve seramikler, asıl ününü arkaik dönem formlar üzerine mavi-beyaz iznik çini, çini örnekleri, Kütahya'da, çini ustası, en renkli çinileri, Canınız çini almak, çini diyarı, Osmanlı -Türk çini sanatçısı, Çinilerle süslü mihrabın önünde çini süslü kubbesiyle, Selçuklu devri çini işçiliğinde, çini koleksiyonu, Özel çini sergisi, Çini,bir yüzü sırlanarak renkli motif ve dekorlarla nakışlanmış bir kaplama, çini sevgisi, çini kolyeler hediye, Değerli çini ustalarının, Osmanlı'da çini ve seramik konulu bir seminer, Osmanlı çini sanatının şahane uslübu Bursa da Yeşil Camii ve türbe, çini sanatının en güzel örneklerinin yer, çini tekniği, Çini Müzesi, Çini’nin kurucusu, ünlü çini sanatçımız, çini cennetine, Çini mağazası, Çini mavisi, kırmızı, turkuvaz ve siyah, Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Kütahya da o dönem 34 çini atölyesi, İç ve dıs çini, seramik kaplama, dekorlu çini, karo çini, camii, Türk hamamı, çeşme villa, konak, şömine dekorasyonları, tarihi eser restorasyonu, çini eserler, İznik Çini Fırınları, Turkuaz Kubbesi, çini işlemeli, Çinili köşke ait olan sırlı tuğla, mozaik çini ve çini levhaların, O gece, “çini diyarı” Kütahya’da, tesisat bacasının kapaklarına kadar, her yeri çini ... Adından da anlaşılacağı üzere bu cami, tepeden tırnağa çini kaplı,

Türk desenleri,özel,lalelerimiz,karanfillerimiz,motifler,desenler,laleler,karanfiller,Rumiler babanakkaşlar,Hatai ,şakayık,hatailer,turkuaz,turkuvaz mavi,mercan kırmızısı,kobalt mavisi,renklerin her tonu,ateşte açan çiçekler,patlıcan moru,kiremit kırmızısı,karanfil,bahar dalı,İznik renkleri,İznik desenleri,İznik renklileri, İznik mavi beyazları,İznik mavi beyazı, İznik çinileri ,İznik karoları,İznik panelleri,İznik panoları,İznik tabakları,İznik vazoları,İznik tabak, İznik seramik,İznik seramikleri,çinilerin en güzel örnekleri,en kolay çini hediyeler İznik  çini ve seramikleri,Kütahya çini ve seramikleri,Kütahya renkleri, Kütahya desenleri, Kütahya renklileri, Kütahya mavi beyazları, Kütahya mavi beyazı, Kütahya çinileri , Kütahya karoları, Kütahya panelleri, Kütahya panoları, Kütahya tabakları, Kütahya vazoları, Kütahya tabak Kütahya seramikleri, Kütahya porselen, Kütahya porselenleri , Kütahya seramik,Sultan Ahmet camii,Takkeci İbrahim Ağa camii,cami,Atik valide camii,cami,Sultan 1. Mehmet türbesi bursa,Yeşil Türbe ,bursa,Yeşil cami Bursa,camii,2.Murat camii,cami Edirne,Çoban Mustafa Paşa Türbesi Gebze,Şehzade Mehmet Türbesi, Süleymaniye camii,cami,Rüstem paşa camii,cami,Hürrem Sultan Türbesi,Ramazanoğlu cami Adana,Topkapı sarayı sünnet odası,Sultan Süleyman Türbesi,Sultan selim camii,Selimeye camii Edirne,2.Selim Türbesi,Topkapı Sarayı,Nurbanu Valide camii Üsküdar,3.Murat Odası topkapı sarayı,Eyüp Sultan Türbesi,Eyüp Sultan camii,3.Murat Türbesi,Hekimoğlu Ali Paşa cami,Sokullu Mehmet Paşa cami,Kılıç Ali Paşa camii,Bosnalı İbrahim Paşa Türbesi,Şehzade Paşa cami,Piyale Paşa cami,Ramazan Efendi (Bezirgan) camii,Takiyyeci İbrahim Ağa cami,takyeci İbrahim ağa cami,takieci İbrahim ağa cami,kaşici,hatayi,çini ve seramik ürünleri,çini sanatı,Osmanlı çini sanatı,

THE ART OF TURKISH TILES AND CERAMICS The art of Turkish tiles and ceramics occupies a place of prominence in the history of Islamic art. Its roots can be traced at least as far back as the Uighurs of the 8th and 9th centuries. Its subsequent development was influenced by Karakhanid, Ghaznavid, and (especially) Iranian Seljuk art. With the Seljuks' victory over the Byzantines at Malazgirt in 1071, the art followed them into Anatolia and embarked upon a new period of strong development fostered by the Anatolian Seljuk sultanate. The Anatolian Seljuks were of course influenced by the cultural heritage they encountered in their new homeland, adapting them to the techniques that they had brought with them from the Iranian plateau. This resulted in a distinctively Anatolian style of Seljuk architecture that was in full bloom by the 13th century. Seljuk mosques, medreses (theological academies), tombs, and palaces were lavishly decorated with exquisite tiles. Examples of such tile-clad structures can still be seen in the Seljuks' capital city of Konya as well as in the cities of Sivas, Tokat, Beysehir, Kayseri, Erzurum, Malatya, and AlanyaThe most frequently-encountered type of architectural decoration during the Anatolian Seljuk period involved the use of glazed brick in which glazed (and also unglazed) bricks were arranged to produce a variety of patterns, mostly on the facades of buildings. Turquoise was the most frequently-used color for glaze although cobalt blue, eggplant violet, and sometimes black were also popular.A type of architectural decoration used in conjunction with glazed brick was hexagonal, triangular, square, and rectangular monochrome tiles. Unlike brick, these were preferred for indoor applications and were suitable for a multiplicity of geometrical arrangements. Tiles were made from a paste that was harder and more yellowish than that of bricks. Turquoise, cobalt blue, violet, and (sometimes) green glazes were used.There are rare examples with traces of gilding.A third technique in which the Anatolian Seljuks were skilled was that of mosaic tile. This was also employed in interiors, especially in mihrab niches, the interiors of domes, transitions to domes, vaults, and walls. Tile mosaic is formed by pieces of tile cut to shapes to fit the pattern intended. The unglazed surfaces of the tesserae are slightly conical. The pieces were arranged glazed-side down after which a whitish mortar was poured over them. When it had set, the resulting plate or panel could be installed where desired. Mosaic-tile compositions are generally geometrical but floral motifs and Kufic or Thuluth calligraphy are also found. The most popular colors were turquoise, cobalt blue, eggplant violet, and black. Examples of Anatolian Seljuk buildings decorated with mosaic tile are Karatay Medrese (Konya, 1251), Alaaddin Mosque (Konya, 1220), Gok Medrese and Mosque (Sivas, 1271), the Malatya Grand Mosque (1247), and Ince Minareli Medrese (Konya, 1264 ).In addition to these techniques, which, along with underglaze, appear in religious and funerary architecture, there were two techniques employed only in civil and palace architecture: minai tiles and luster tiles. The forms of these tiles were also different, the favorite shapes being stars and crosses; instead of geometric patterns, vegetal scroll and lively figurative compositions were used. The minai technique was developed in Iran in the 12th and 13th centuries mainly in ceramics. The only place in Anatolia were tiles of this type have been found is Alaeddin Kiosk in Konya. The palette of colors that this technique offers is much greater and one finds shades of violet, blue, turquoise, green, red, brown, black, and white as well as gilding. Some colors were applied under the glaze and then fired; others were applied over the glaze which then received a secondary opaque white, transparent, or turquoise glaze and was fired again. The designs of minai tiles are lively and reminiscent of miniatures with themes taken from palace and court life. In underglaze tiles, the designs are painted onto the surface, which is then glazed before the tile is fired. This was the technique most commonly used by the Anatolian Seljuks. The preferred colors were turquoise, cobalt blue, green, violet, and black. Instances of black-decorated tiles under a turquoise glaze are also found. Fine examples of these tiles have been discovered at the excavations of the Kubadabad Palace in Beysehir, where the tiles are decorated with plant motifs as well as with figures of human beings and animals The luster technique first appeared in Abbasid Iraq. Later developed to a high level by the Fatimids in Egypt, it was successfully employed by the Iranian Seljuks. The only place in Anatolia where luster tiles have been found is Kubadabad. The tiles discovered at the excavations of the palace are now on display at the Karatay Medrese Museum in Konya. Luster tiles are decorated in an overglaze technique in which the design is painted with lusterĞa mixture of metallic oxides incorporating silver and copperĞonto a previously glazed and fired surface. The tiles are then given a second firing at a lower temperature producing a range of lustrous, mostly brownish and yellowish tones. Seljuk palace luster tiles are decorated with plant motifs as well as with human and animal figures. Anatolian Seljuks sometimes used square, rectangular, hexagonal, and triangular tiles to cover interior walls. These tiles are plain, with turquoise, violet, or cobalt blue being the chief colors applied in the underglaze technique. Sometimes the traces of overglaze gilding are to be found; however because the gilding was fired at a low temperature (or not fired at all), it was not durable and has mostly disappeared. Excavations carried out in 1965-66 at Kalehisar near Alacahoyuk have revealed important evidence of the Seljuks' ceramics industry in the 13th century. Two kilns were unearthed along with a substantial quantity of kiln material and incomplete and spoiled examples of ceramics decorated with the sgraffito and slip techniques. In the sgraffito technique, the object is allowed to dry to leather-hardness after which the design, usually plant and floral motifs, is incised into the surface, which may or may not be given a coat of slip beforehand. The resulting design is then covered with a transparent glaze of a different color and then the piece is fired. In the slip technique, the design is painted onto a red-paste surface using diluted white slip to produce a slightly molded effect. The surface is then given a coating of transparent glaze colored blue, green, or light or dark brown and then fired. During the firing, the areas decorated with slip assume a lighter shade of the glaze color, which appears darker in the ground. Motifs are stylized plant motifs and sometimes simple rumi (arabesque scroll) These underglaze-decorated ceramics and tiles were decorated with a rich palette of shades of cobalt blue, turquoise, green, black, brown, and the famous 'coral' or tomato red, the last of which appears in a slight relief resembling sealing-wax. In tiles, this red appeared for the first time in Suleyman I's great mosque, the Suleymaniye (1557), in Istanbul.7 But other tiles in the same style were to grace numerous monuments erected in Istanbul during the years that followed: the Tomb of Hurrem Sultan (1558), the Mosque of Rustem Pasa (1561), the Tomb of Suleyman I (1566), the Mosque of Sokullu Mehmed Pasa (1572), the Mosque of Piyale Pasa (1573), and the Valide Atik Mosque (Uskudar, 1583). Although the traditional designs of stylized plant motifs, arabesques, and Chinese clouds appear in the compositions, there is a shift towards a more naturalistic style in which tulips, carnations, hyacinths, roses, spring blossoms, lilies, cypress trees, and clusters of grapes and vine leaves appear. Compositions are relaxed and free, offering greater scope for experimentation with new and richer arrangements. (figure 10). Different styles of calligraphy adorn the tile friezes on monuments; on utensils we find images of ships, 'rock-and-wave' motifs, triple-spots, animal figures, and fish-scale patterns. There is also a proliferation in vessel forms of which deep and footed bowls, vases, ewers, dishes, lamps, candle-holders, and mugs are but a few Around the middle of the 17th century, the quality of the Iznik potteries began to feel the impact of the economic distress and political upheavals from which the Ottoman Empire had begun to suffer. Colors become dull, the famous tomato red turns brown and even disappears entirely. Designs become crude and are haphazardly executed. Pastes become coarse and glazes suffer from cracking. During this period the Iznik manufactories apparently turned their attentions more and more to the demands of customers who were less finicky than the Istanbul court and its circles. There is even evidence, in the form of written complaints, that orders placed by the court in Istanbul were being delayed.8 By the 18th century, the ceramic industry in Iznik had died out completely and Kutahya replaced it as the leading center in western Anatolia. Indeed, Kutahya had been in operation as a secondary center along with Iznik since the 14th century 9 but its production always paled in Iznik's brilliance. But where production at Iznik was discontinued, Kutahya plodded on. For a while, the Kutahya potters produced inferior copies of Iznik blue-and-whites but they also began producing ceramics whose forms, colors, and techniques are quite distinct. Among them are a group of Christian liturgical utensils and tiles with religious themes that were made by Armenian potters for their churches. 18th-century Kutahya ceramics are made with a white paste and are usually decorated with underglaze-applied designs in yellow, red, green, cobalt blue, turquoise, black, and violet. The designs are freely executed. In addition to polychrome wares, examples of blue-and-whites are also encountered. Forms, which can be elegant, include thin-walled small cups, saucers, bowls, ewers, pitchers, flasks, incense-burners, lemon-squeezers, and ornamental eggs. During the first half of the 19th century, Kutahya's ceramics industry suffered a downturn from which it slowly recovered during the second half and into the early part of this century. Thus do we find examples of Kutahya-made tiles decorating a number of late-Ottoman buildings. The tiles on the Tomb of Sultan Mehmed Resad V in Eyup (Istanbul, 1918) for example were made at the manufactory of Hafiz Emin Usta, which was then operating in Kutahya. Many examples of Kutahya ceramics from this period are to be found in museum and private collections in Turkey. The difficult straits into which the Iznik industry had fallen in the 18th century inspired some in Istanbul to establish a reliable source of tiles that was closer to home and easier to control. Ibrahim Pasa, a grand vizier during the reign of Ahmed III (1703-1730), had a tile-making factory set up at Tekfur Sarayi in Istanbul. The output unfortunately was incomparably inferior to that of Iznik: designs were poor copies of Iznik originals, glazes had a blue cast and were flawed, and colors were dull and lifeless. Tile manufacturing at Tekfur Sarayi lasted thirty years or so and the enterprise was generally regarded as a failure. Nevertheless some of its output was used in buildings in Istanbul such as the Hekimoglu Ali Pasa Mosque (1734), the Yeni Valide Mosque (Uskudar, 1708), the Cezeri Kasim Pasa Mosque (Eyup, a restoration done in 1726 of a mosque originally built in 1515), and Kandilli Mosque (1751). There is also a hearth, now in the Victoria and Albert Museum in London, whose tiles were made at Tekfur Saray. There is a third important group of Turkish ceramics that are quite different from both the sublime products of Iznik and the humbler wares of Kutahya. Canakkale ceramics have begun attracting the interest and attention of researchers and collectors more and more in recent years. The earliest examples of these ceramics can be dated to the end of the 17th century. Fairly good-quality wares continued to be produced up until the beginning of the 19th century. Pastes tend to be coarse-grained and are red (sometimes beige). Designs consist of underglaze spots, simply-drawn ships, flowers, fish, birds, and buildings that are applied free-hand. Colors are a purplish dark brown, orange, yellow, dark blue, and white. The most common forms are dishes, plates, and jars. During the 19th century, quality dropped off sharply. Forms from this period consist of jars, ewers, jugs, vases, flower-pots, and candle-holders as well as animal and human figurines. Only a single-color glaze was used in these ceramics and there are instances in which black, white, blue, red, yellow, or gilded designs were applied over the glaze.10 Ceramic manufacturing at Canakkale was still being carried out as late as the middle of the 20th century. To summarize, the art of Turkish tile and ceramic-making developed over the centuries incorporating many different techniques and styles. Enriched by the arrival of the Seljuks, the ceramic industry in Anatolia achieved a deservedly worldwide reputation with the support of the Ottoman court. Today, Kutahya has been revived as an important center of tile and ceramic-making. In addition, efforts are also being made in private workshops and educational institutions in Iznik, Istanbul, and Bursa to keep the art of traditional Turkish tiles and ceramics alive and develop it so that it can address the demands of modern-day life.

Associate Professor Dr. Sitare Turan Bakir
Mimar Sinan University  
Department of Traditional Turkish Arts

Mine Çini Seramik
  

 E-posta: mine@mineciniseramik.com