Anasayfa Klasik İznik Çinileri Klasik Kütahya Cinileri Kütahya Çinileri Çini & Gümüş Takılar Kurumsal Promosyonlar İznik Panolar Fincan Setleri Çini Hakkında İletişim

     

 
 

 

477-4

 

 

 

     

 

 

elişi çinili bakırlar

 
el işlemesi bakır kaftan elişi bakır kaftan el işlemesi bakır kaftan
     
Çinili Bakır Kavanoz Elişi Çinili Bakır Kavanozlar
477-1 477-2                        477-3

 

 

 

GÜNÜMÜZE KADAR GELEBİLEN İZNİK ÇİNİLERİNİN HİKAYESİ

İznik’te çini üretimi başlamadan önce Osmanlı başkentlerindeki (Bursa, Edirne, İstanbul) cami ve türbe gibi dini yapılarda kullanılan çiniler yabancı gezgin ustalar tarafından kurulan inşaat alanı yakınlarında kurulan atölyelerde imal ediliyordu. Bunlar ileri tekniklerin kullanıldığı beyaz, sert hamurlu ve son derece motiflerle bezeli ürünlerdi. Oysa bu sıralarda İznik’te geniş halk kitlelerinin günlük kullanımı için hala yumuşak, kırmızı hamurlu sırlı kaplar yapılmaktaydı. Beyaz astar üzerine bir kaç renkle boyanan bu kaplar çok basit desenlere sahipti. Bu tür ‘köylü işi’ çini kaplar İznik dışında, başta Kütahya olmak üzere Anadolu’nun başka yerlerinde de yapılmaktaydı.14.yüzyıldan itibaren Ortadoğu pazarını elinde tutan Çin porselenlerine özgü desenler İznik’te 1400 dolaylarında kullanılmaya başlandı. 15.yüzyıl sonlarına gelindiğinde yalnız 400 haneli İznik’te seramik üretimi beyaz üstüne mavi desenli çinilerin imaliyle artık yeni bir döneme girmişti. İznik çinilerinde görülen bu üslup gelişmesi, değişik yörelerden gelen ustaların şehre yerleşmeleri ile II.Mehmed’in (Fatih) Topkapı Sarayı’nda açtığı Nakkaşhane ile kurulan ilişkilere bağlanabilir. Bu sıralarda saray ustalarının rumi ve hatayi motiflerini çeşitlendirerek düzenledikleri yepyeni kompozisyonlar bir döneme damgasını vuran yeni bir saray üslubunu oluşturmaktaydı. Önce tezhip ve ciltlerde kendini gösteren bu üslup kısa sürede çini sanatıyla başka alanlara da yansıdı ve II.Beyazıd dönemiyle (1481-1512) I.Selim döneminde (1512-70) de sürdü.Saray atölyeleriyle İznik’li ustalar arasındaki ilişkiyi belgeleyen kaynakların günümüze ulaşmamış olmasına rağmen, var olan çini örnekler arasındaki benzerlikler bu ilişkileri ortaya koymaya yeterlidir. Erken İznik mavi-beyaz çinilerinin ulaştığı düzey, daha önce hiçbir İslam ülkesinde görülmedik düzeydeydi. Bu başarı bir ölçüde İznikli ustaların Çin porselenlerini taklid etmedeki ustalıklarından kaynaklanıyordu. Aynı dönemde Ortadoğu’da başka çini ustaları da benzer deneyler yapmış ama İznik’li meslektaşları kadar başarılı olamamıştı. İznik’te ulaşılan bu yüksek düzey daha da gelişerek 16.yüzyıl boyunca sürdü. İznik atölyelerinde seramik kapların yanı sıra saray atölyelerinde hazırlanan desenler doğrultusunda duvar çinileri de üretiliyordu. Bunların bazılarında ise kullanılacakları yere göre özel motifler uygulanıyordu. Bu dönemde üretilen en güzel duvar çinileri Bağdat Köşkü, Sünnet Odası gibi Topkapı Sarayı’ndaki çeşitli köşklerde bolca kullanılmıştı. Buna karşı aynı dönemde üretilen tabak, sahan, bardak ya da sürahi gibi çini kapların …….Topkapı Sarayı’nda hiç bulunmaması oldukça ilginçtir. Ayrıca bu tür kaplara saray dışında da rastlamak çok zordur. 17.yüzyılda ticari amaçla halkın günlük kullanımı için yapılan ucuz kaplar bile büyük ölçüde yok olmuştur. Anlaşılması zor olan bu olgu ancak 16. ve 17. yüzyıl İstanbul yaşamı incelendiğinde açıklık kazanır. Arşiv belgelerinden anlaşılabileceği gibi en nitelikli İznik seramiklerinin bu dönemde elit kesim arasında yabancı ürün merakı vardı. Çin porselenleri İznik çinilerinden çok daha değerli sayılıyor ve İznik çinileri yalnızca gündelik kullanım için satın alınıyordu.Örneğin 1582’de III.Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed için 52 gün, 52 gece düzenlenen sünnet düğününde saraydaki 397 değerli Çin porselenleri yetmeyince çarşıdan 541 İznik tabağı, sahanı ve kasesi satın alındı. Ancak hazine ve mutfaklara ait masraf defterlerinde bu alımın dışında günlük kullanım için İznik seramiklerinin satın alındığına dair başka bir kayıt yoktur.Sultanların masalarını donatan Çin porselenleri ise daha değerli sayıldığından sayıları sürekli artmış ve son derece iyi korunmuştur. Bugün Saray koleksiyonlarında 10600’den fazla Çin porseleni bulunur. Oysa daha değersiz sayılan İznik çini kapları aynı özenle korunmamış dolayısıyla zaman içinde giderek sayıları azalmıştır. Bu durumun bir başka nedeni de İstanbul’un geçirdiği yangınlardır. 19.yüzyıla kadar kentteki cami, medrese ve türbelerin dışında bütün yapılar ahşaptı. Yollar dar, evler bitişik ve yangın söndürme yöntemleri yetersizdi. Bir yerde başlayan yangın hızla yayılıyor ve bütün bir mahalleyi yok ediyordu. 1757’deki bir yangın Cibali’de başlamış, on ayrı yöne yayılmış ve sur içi yerleşmenin yarısını yok etmişti. Bu yangında 150 cami, 130 medrese, 335 değirmen, 36 hamam,  34200 dükkan ve 77400 ev yandı. Fındıklı Süleyman Efendi’ye göre bu yangında halkın davranışı da oldukça ilginçti. Önceleri evlerinde rahat rahat uyuyanlar yangın yayıldıkça eşyalarıyla biraz daha uzağa gidiyor, alevler oraya da ulaşınca gene hamallar tutuluyor ve biraz daha uzağa kaçılıyordu. Sonuçta yöre halkı hem evsiz hem de bütün paralarını hamamlarla verdiklerinden parasız ve biçare kalmıştı. Seramik kaplar ağırlıkları ve kırılganlıklarından ötürü yangınlarda geride bırakılan ilk parçalardır. 22 Ağustos 1509’da başlayıp birkaç hafta içinde devam eden ‘Küçük Kıyamet’ gibi büyük depremlerden de İstanbul’da çok zarar görülmüştür, fakat vezirlerin sarayları, büyük memurların ve zengin tüccarların konakları, hem de olağanüstü olmayan evler içlerindeki bütün eşyalarla birlikte yanıp kül olmasının en önemli nedeni yangınlardı.